Kroniğin elli tonu
17 yıllık otomobil gazeteciliği kariyerim boyunca, araçları değerlendirirken belirli bir çalışma sistemi geliştirdim. 2021'den beri ‘cilasını attığım’ bu metodoloji, tavsiyelerimle otomobil satın alan binlerce takipçimin memnuniyetiyle karşılık buldu. Bugün hem bu sistemi deşifre edecek, hem de bazı soru işaretlerini gidereceğiz.
Otomobillerde karşılaştığımız sorunların üç temel karakteristik özelliği vardır: Yaygınlık, ciddiyet ve maliyet.
1. Yaygınlık
A) Şikayet sayısı–satış adedi ilişkisi
- Bir sorunun yaşanma oranını, yani kaç araçtan kaçında görüldüğünü kimse bilemez:
- Kimi kullanıcı aracını yetkili servise götürür, kimi sanayide tamir ettirir, kimi şikayetini sosyal medyaya taşır, kiminin şikayet sitelerinden haberi bile yoktur.
- Dolayısıyla, araç satış adetleri belli olsa da, kaç kişinin o sorunla karşılaştığı verisine ulaşmak imkansızdır.
- Bu noktada yapmamız gereken, araştırmamızın kapsamını mümkün olduğunca genişleterek, olabildiğince fazla geribildirime ulaşmaktır.
- Bir sorunun ne denli yaygın olduğuna, sadece şikayet sayısına bakarak karar vermiyorum; elbette o aracın kaç adet sattığını da göz önünde bulunduruyorum.
- Fakat 'çok satan arabanın şikayet sayısı da çok olur' tezi, zaman zaman doğru olsa da, şikâyet yoğunluğunu açıklamak için tek başına yeterli değil. Örneğin:
- 2025 yılında Toyota C-HR 25.215 adet, Peugeot 2008 ise 22.341 adet satıldı.
- ŞikayetVar üstündeyse '2025 model' filtresi altında şu an C-HR'a ait 8, 2008'e aitse 138 şikayet var.
- Bir kullanıcının ŞikayetVar.com'da şikayetini yayınlayabilmesi için:
- Hesap oluşturma,
- Cep telefonu doğrulama,
- Detaylı biçimde yaşadığı sorunu yazma,
- Şikayetinin uygunluk kontrolünden geçmesi,
- Fotoğraf ve video yükleme (opsiyonel),
gibi çoğu zorunlu pek çok adım var. Takdir edersiniz ki, sorun yaşayan herkes bu zahmete girmiyor.
- ŞikayetVar kaynaklarımdan yalnızca biri; asıl sinyal havuzum YouTube kanalıma her gün bırakılan yüzlerce yorum ve sosyal medya yoluyla gönderilen mesajlar üstünden edindiğim geribildirimler.
- Bunlarla beraber yerli/yabancı marka-model forumları, sosyal medya paylaşımları, kullanıcı Facebook/WhatsApp/Telegram grupları ve global servis bültenleri gibi referans aldığım sayısız kaynak mevcut.
- Tüm bu kaynaklardan arıza istatistiği çıkarmıyorum; tekrar eden şikayetleri ve erken risk sinyallerini tespit ediyorum.
B) Şikayet dağılımı–sorunsuzluk ilişkisi
- Satış adetleri birbirine yakın iki araç, benzer sayıda şikayet sayısına sahip olabilir; ancak bu tek başına, iki aracın aynı derecede sorunlu olduğu anlamına gelmez.
- Bu noktada önemli olan, şikayetlerin dağılımıdır. Örneğin:
- X ve Y adlı iki arabanın da 10 şikayeti olsun.
- X'in şikayetlerinde 1 konu 7 kez tekrar etmiş, geri kalan 3 şikayetse 2 farklı konuda olsun (7-2-1 kez, gibi).
- Y'nin şikayetlerindeyse, 7 farklı konu 1-2 kez tekrar etsin (1-1-2-1-2-1-2 kez, gibi).
- Ben burada X'in 7 kez tekrarlayan şikayetine odaklanıyorum:
- Sorunun çözümü basit ve nispeten ucuz mu?
- Arabanın kendisi herhangi bir niteliğiyle 'çok iyi' mi?
- Eğer bu iki sorunun da yanıtı 'evet' ise, o modeli, sık tekrarlayan bu sorununu dile getirerek tavsiye ediyorum. Örneğin ilk nesil Citroen C5 AirCross: Şikayet sayısı hiç de az değil, fakat bunlar 2023 öncesi eksantrik zinciri kırılması ile AdBlue-DPF üstünde yoğunlaşıyor. Arabanın kendisiyse hem konfor, hem de fiyat/donanım bakımından sınıfının en iyilerinden; dolayısıyla 2023 sonrası olmak ve AdBlue-DPF sorunlarını göz önünde bulundurmak kaydıyla öneriyorum.
- Y adlı modele, yani çeşitli şikayetlerin benzer adetlerde tekrar ettiği araçlara bir örnekse VW Taigo: DSG'den EPC arızasına, fren servosundan farlarından su almaya kadar 10'dan fazla konuda tekrarlayan şikayet mevcut ve hiçbir konuda sınıfının en iyilerinden biri değil; dolayısıyla tavsiye etmiyorum.
C) Sorun-platform ilişkisi
- İki aracın aynı motor, şanzıman ve platforma sahip olması, sorunlarının da aynı olacağı anlamına gelmiyor.
- Üretim tarihi/yeri ve parça tedarikçisi gibi faktörler devreye girerek, mekanik aksamı ortak iki arabada farklı şikayetlerin ortaya çıkmasına sebep olabiliyor.
- Örneğin VW Taigo’nun en yaygın sorunlarından biri olan far ve stop grubundan içeri su alma-buğulanma, Seat Arona’da hemen hiç görülmüyor. Bu farkın olası sebepleri şunlar:
- VW Taigo da, Seat Arona da İspanya’da üretiliyor fakat Taigo Pamplona’daki tesisten, Arona ise Martorell’deki fabrikadan çıkıyor.
- VW Taigo’nun hem ön farlarının, hem de stop lambalarının üretici firması Varroc. Seat Arona’nınsa farlarını Valeo, stop’larını Magneti Marelli tedarik ediyor.
- VW Taigo 2022, Seat Arona ise 2017 yılında piyasaya sürüldü: Otomotiv sektöründe özellikle geçtiğimiz 10 sene gösterdi ki, araçlar yenilendikçe şikayet sayısı artıyor.
- Bu gibi nedenlerle VW Taigo’yu önermezken, ‘kardeşi’ Seat Arona’yı önerebiliyorum.
2. Ciddiyet
- Bir sorunun ciddiyetini belirleyen, aracın kullanımını ne ölçüde etkilediği, yolda bırakıp bırakmadığı ve can güvenliği açısından risk yaratıp yaratmadığıdır.
- Eğer karşılaştığım bir şikayet, potansiyel olarak 'çok ciddi' bir soruna işaret ediyorsa, peşine düşüyorum.
- Önce benzeri başka vakaları arıyor, ardından şikayet sahipleriyle iletişime geçiyor, ayrıca teknik açıdan şikayete dayanak araştırıyorum:
- Eğer o sorunun birden fazla örneğine rastlarsam,
- Eldeki bilgi ve belgeler, sorunun kullanıcı hatasından kaynaklanmadığına işaret ederse,
- Şikayetle ilgili herhangi bir servis bülteni, geri çağırma vb. teknik dayanak bulursam,
içerik üretme safhasına geçiyorum.
- Bu denli ciddi sorunlardan takipçilerimin haberdar olması için, o sorunun kronikleşmesi gerekmiyor; eğer bunu beklersem zaten iş işten geçmiş, çok sayıda cep ve/veya can yanmış olur.
- Bu tür ciddi ancak henüz yaygınlaşmamış sorunlarla ilgili içeriklerimde, asla 'kronik' tabirini kullanmıyorum; 'böyle bir risk mevcut' diyorum.
- Örneğin Toyota Corolla 1.5'lerdeki yatak sarma ya da BMW iX1 ve elektrikli Mini Countryman'lerdeki aks kırılma vakaları: Bu sorunları sizinle paylaştığımda henüz pek az sayıda örnek vardı ancak aradan geçen zaman gösterdi ki, bunlar tekil vakalar değil ve bu araçlarda gerçekten de böyle riskler var.
3. Maliyet
- Bir sorunun maliyetini belirleyen faktör, yalnızca o sorunu önlemek için gerekli parça değişimi ve işçilik ücreti değildir.
- Reel maliyet, vaktinde önü alınmadığı takdirde, o sorunun yol açacağı potansiyel masrafla birlikte değerlendirilir.
- Çünkü herkes bilinçli kullanıcı değil ve siz öyle olsanız bile, aldığınız ikinci el aracın önceki sahibinin o aracı ne kadar bilinçli kullandığı kocaman bir soru işaretidir.
- Ayrıca önleyici parça değişiminin kesin bir km'si yoktur; her yerde '50 bin km'de şu parçayı değiştirirsen sorun yaşamazsın' denen parçanın, 45 binde iflas etmeyeceğini kimse garanti edemez.
- Bu nedenle, önleyici parça ve işçilik fiyatı makul olsa bile, zamanında önlenmezse yol açacağı masraf çok yüksek olan bazı sorunları üstüne basa basa dile getiriyorum. Örneğin:
- 1.3 TCe motorlarda termostatın kendisi 5-10 bin liralık bir parça; ancak vaktinde değiştirilmez, çatlar ve soğutma sıvısı sızarsa hararete yol açabilir ve 300-400 bin liralık sandık motor masrafına dönüşür.
- 1.2 PureTech motorlardaki yağ içinde çalışan triger kayışı 20-30 bin liralık bir parça; ancak vaktinde değiştirilmez ve kayış kopar ya da ufalanan parçalar yağ pompasını tıkarsa, sonuç gene yüz binlerce liralık hasar.
- Yorumlarımda maliyetin ağırlığı aracın fiyatına, kullanım amacına ve hedef kitlesine göre değişiyor:
- 1.5-2 milyon TL'ye ve C segmentine kadar olan ikinci el araçlarda sorunsuzluk ve yürütme maliyeti çok daha baskınken,
- Üst segment, spor veya lüks otomobillerde sürüş karakteri, konfor, performans, imaj ve değer kaybı gibi kriterlerin ağırlığı artar.
- Fiyat ve segmentten bağımsız olarak, yorumlarımı belirleyen başlıca faktörler takipçimin/üyemin kriter, beklenti ve öncelikleridir.
Son söz: Bir otomobilin kronik sorunlarını ve uzun dönem güvenilirliğini araştırmak için, o otomobili bizzat kullanmış olmak gerekmiyor. Birkaç günlük test sürüşü zaten 50-100 bin kilometrede ortaya çıkan motor, şanzıman veya elektronik arızaları göstermez. Sürüş karakteri, konfor ve yalıtım gibi doğrudan deneyim gerektiren konulardaysa –eğer yorumladığım aracı bizzat test etmediysem– sadece herkesçe bilinen ve kabul gören vasıf ya da kusurlarını sizinle paylaşıyorum (Honda Civic'in zayıf yalıtımı ya da Alfa Romeo Giulia'nın sürüş keyfi gibi).

0 Yorum